Pirenses Jadı Jedi's Blog

Just another WordPress.com weblog

  • Categories

  • Recent Comments

    sona on
    sona on evvel zaman
    JADI JEDI on
    Anonymous on
    sona on VENGO
  • Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

    Join 3 other followers

kürdanlı hicazkar makamı

Posted by pirensesjadijedi on April 3, 2009

sole clickle de oku

deniz gemiyi sakince karşı limana taşıdı…

yerler alındı, oturuldu ve yerleşildi. -tek başıma oturuyorum iki kişinin sıkışması gereken koltuklara. –

Yol yine aniden başladı.

Artık ana karadayım. Batıdaki suların kıyısındayım. Suları ve dağları aştım, vadiler arasındayım… Çamlıklar ve zeytinler yükseliyor tepelerin kıvrımlarında…

… ve kıvrılıyoruz yumuşak bir atiklikle vadilerin arasından.

Muavin abi gıcık bana . Millet ben bacaklarımı oynattıkça cık cık ediyor. Arkamda alman gençler ve süregelen sohbetleri varmış.

… tamam muavin abi müziğin sesini kısarım; sen gittikten sonra da açarım…..

rüzgarın hiddetiyle tarlalardaki otlar değişen yeşil renkler yaratıp dönüyormuş gibi görünüyorlar. Yol kıvrılıyor vadilerin yamacından. Elegan bir atiklikle… Hop bir köprü üstündeyiz, hop bir köprü altındayız… Bir daha kıvrılınca suyun kıyılarındayız.

solo io, solo tu…

gelecekte bir daha görsek birbirimizi sardenya kıyılarında nasıl olurdu? hani evinde… olsun kız arkadaşın da yanında. ben daha güzelim.
bir de yetenekli,
bir de akıllı,
bir de iyi…
bir de ben seni geçekten severim. sahici olandan.

Hatırlatırım belki sana niye beni seçemeyecek kadar basiretsiz olduğunu sana bir şans daha vererek. Verandanızda annenin aloa veralı smoothielerinden içiyor olurduk o vakit. İçinde bir kadeh kırmızı şarap olanlarından. Bir de koylardan birinden şarhoşken itiraf etsek tüm sakladıklarımızı nasıl olurdu? Kesinlikle yakamoz olmalı…

Balık… Evet kesinlikle birlikte balığa da giderdik.

Ya da gel benim adama. Burası da çok güzel… Zeytin evinde otururduk o vakitte. Güzel bir sofra var olurdu ağaçların altında. Yemek yerken zeytin düşerdi tabağımıza. Zetin piş tabağıma düş. Birçok insan var. Gülüyoruz. Mutluyuz. Sahtekarlık yok. Can acıtmak yok. Sevgiden oluşan dört tarafı zeytinlerle çevrili cennetten bir köşe. Hani o evime ve aileme getirdiğin yalan ve sahteliklerin ötesinde bir düzlemde buluşmuşuz… Acaba nasıl olurdu bu boyutta karşılaşsak? Geçmiş bitmiş olsa ve bugün başlasa mesela…

Sole?

Tarlalarda ayçiçekleri yeni başlamış sarı sarı güneşi aramaya. Öğlen uykusundan yeni uyanmış anaokul çocukları gibi şaşkınlar. Çok komik görünüyorlar: nerde? nerde? güneş nerdesin? nerde? nerde? Kafaları her yönü gösteriyor şaşkınca.

sadece ben, sadece sen
sadece ben, sadece sen
sadece ben, sadece sen
sadece ben, sadece sen

değil ki

hiç olmadı ki…
hiç olamadık ki…

zehirler var geçmişte. silmek istiyorum. gitsinler bitsinler… yeni bahalar ve yazlar var. onlara bir hazırlık yapmalı. ama ya gelmelisin ya da tamamen gitmelisin. ”bir gün karşılaşırsak ne olacak?” sorusunu kafadan atmadıkça da bu olmayacak. Hortlayıp duracaksın…

solo? sole?

hangisi acaba?

bu yollar Eger’e ne kadar benziyor. Şaşkın ayçiçekleri ve bağlarla… Bir de kırmızı sivri damlar var. Sonra balkonlardaki sardunyalar…

Domates salçası tenekeleri…

Babaannemin fesleğen ekilmiş bezelye tenekeleri. Ne güzeldi… Babaannem de ne güzeldi. Evin serinliği mahmur bir koku bırakırdı. Tel dolapta şehir gazozu vardı. Sonra damda incirler. Babaannemin beyaz bir kokusu vardı. Belki de çok beyaz bir teni olduğu için hep onun kokusunun da beyaz olduğunu düşünürdüm. Gıcırdayan tahta yerler. Loş ışık altında üstünde mavi kareli örtü olan singer dikiş makinası. İçindekiler hep ilgimi çok çektiler.

Ha bir de limon ağacının altındaki aile sofrası. Hep çok mutlu göründüklerine mutlu olurdum. Uyumaz yataktan kaçar izlerdim merdivenin üzerinden şen şakrak rakı masasını.

Annem ve babamın o mutlu tablonun ardından neden sonradan mutsuz ve kötü konuştuklarına ise hiç anlam veremezdim. Oysa nasıl mutluydular. Yalan yapıyorlarmış demek. Belki de mutluluk sadece görüntüdedir. Gerçek mutluluk yoktur. Belki de annemler mutlu olmayı bilmiyor? Bu işte bir bit yeniği var ama nedir?

Ha oturma odasının yer tahtalarından birinde delik vardı. Alttaki o esrarengiz odanın bir bölümünü görebiliyordum. İçerde ne vardı ki acaba? Kırmızı küçük valizi görmeyi başarmıştım ancak.

sole…

kesinlikle seçtiğim sole!

neden olmasın ki? yarın beklenmedik olsun. hergün yeni bir sürpriz olsun hayatta.

hadi turuncu gün bugün ve yarın olsun ve sonra bi daha olsun…!

… yok çay alıyım bir de çikolatalı top kek…

otobana girdik bile… acaba buraları nereleri? birazdan garaja gireriz… hadi bakalım!

… evet kolonya istiyorum bir de kolonyağı istiyorum…

tırlar tırlar tırlar; inci gibi sıralanmışlar. garaja az var.

aklım turuncu günde kaldı yine.

JADI JEDI ’09 ©Nisan/April 2009
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: