Pirenses Jadı Jedi's Blog

Just another WordPress.com weblog

  • Categories

  • Recent Comments

    sona on
    sona on evvel zaman
    JADI JEDI on
    Anonymous on
    sona on VENGO
  • Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

    Join 3 other followers

Archive for the ‘Müzikal Yazınlar’ Category

mea culpa, mea culpa, mea maxima culpa!

Posted by pirensesjadijedi on July 17, 2011


“karşılaştık ve gönlümün tam ortasında bir yere güzelce yerleştirdim. herkesi yerleştirdiğim gibi… o kadar güzel bir köşeye yerleştirdim ki karşılığında geceler bir tutam su oldu. sonra bu su yol buldu aktı yollar boyu kendi ırmağında denize karışmak istedi durdu… ben zaten akarken başka nehirlerde balık oldu. “

yolun üzerinde binalar, ağaçlar, trafik ışıkları, ilerideki denizde denize atlayan insan bedenleri. Onların çığlıkları arabanın sesini bastırırcasına havaya yayılmış durumda. 15 günlük mutluluklar, 15 günlük denizde arınmalar halinde yaşayan bedenler var… 15 günlük hayatlar….Binalar kayıp duruyor arabanın camının yanından. Yüzümün ince yansıması sanat filmleri misali görünüyor camda… Kalbim hafif, içim bir kuş kadar yükseklerde, aklımda imgeler var sadece. Seri seri imgeler beynimin kıvrımlarında hikayeler oluşturuyorlar.

Kayaraktan başladı araç dağı tırmanmaya. Aşağıda vadiye zeytinler akıyor. Hayıtlar mavi mor gözüme giriyor. Dağın altında kıvrılaraktan süzülen yol. Zeytinlerin arasında sarmaş dolaş olarak gitmek, kokularını ciğerlerimin derinlerine hapsetmek istiyorum. Kıvrıla kıvrıla zeytinlerle süzüleceğim günleri düşleyerek imgelerimi hayallerle beziyorum.

.. ve hala bir sanat filminin yaşayan karakteri olarak camda yansımaktayım…

” herşey bomboşmuş. hislerim sadece o dakikada varmış. sonra yeni yetme bir ceylan misali hoplayaraktan dağlara kaçmış duygularım. şimdi sadece dönüştürmeye çabaladığım geçmiş korkuların izleri var. karşılaşmamın sebebi belli, bu belirlilik ise canımı yakıyor: çok saçma! artık mucizeler yaratılsın benim için: yeter!  süprizler bezensin şaşkına çevirsin: sıkıldım! Mea culpa, mea culpa, mea maxima culpa!”

kendim kendim olmayı başaralı, kendimi dünyaya daha da kolaj yapılmış bir karakter gibi hissediyorum. hep çok farklı, hep bambaşka: hiçbir zaman sıradan değil!

“… yollar yine yanlız… …sevgim yine yanlız… …aşkım ilahiyatta takılı kaldı… Bu yanlızlık ki tüm gerçekliği ojektif bir biçimde döküyor kollarıma. Dönüp dolanıp geldim yine kendi kıyılarıma, canım nazlanıyor.  Ruhum yanlızlığına o kadar bağlı ki sadece yanlızlığa mecbur ruhları cezbediyor. Mea culpa, mea culpa, mea maxima culpa! “

İkinci etaptayım. Yollar yine kıvrımlardan oluşmuş dolanıp duruyor. Bitkiler yeni formlar almış üzerlerine yapışmış çöp yığınlarından. Bu yollar tanıdık yollar, bu yollar zeytin evine varan yollar. Ruhum kendi içinde çözülmeye başladı bile.

İçime çektim zümrüt yeşili havadan: kalbime gitti, yıkadı, ciğerlerimden geçip duygularımı arındırdı. Gözlerimden iki damla yaş süzüldü. Ve tekrar aynısından havayı içime çekip yıkandım. Geçmiş korkularım ve hüzünlerim gözlerimden süzülerek akmaya başladırlar. Aracın aynasında yüzümün yansımasının yarısı ıslandı. Ve tekrar zümrüt yeşilini içime çektim. Yine arındım. Islak gözlerimi açtım: Gümüşdere köyü tabelası ve karşımda duran saman balyalı traktör… Bedenim hala aynada yansımalarda. Tekrar derinden çektim içime zümrüt yeşili havayı, yunuslar kulağıma fısıldadı: “Güvenme vakti geldi çattı” Bir anda bir rüzgarla suratıma tokat patladı. Gözlerimi açtım. Ada’m karşımda salınarak durmaktaydı. Rüzgarımın kollarına bedenimi güvenle kuşatan zeytinli yoldan geri döndüm.

” yine: visibilia ex invisibulus! yine: mea culpa, mea culpa, mea maxima culpa!”

Evime sığındım koşarak yollardan ayrı. Orada beni bekleyen süprizi hiçe sayarak girdim kapımdan içeri. Bıraktığım kokular, bıraktığım anılar duvarlara sinmiş. Nem ile karışık tutunmuş tüm eve.

” dönüş: salon lambasının ışığı yerde sallanıyor. zeytinler geride kaldı, şimdi bağların sıcağındayım, ada’mın koynundayım.”

Hep giderdim, hep gelirdim, her şey döndüğümde değişmiş ve farklı olurdu. Yeni bir yaşam ve yeni bir macera olurdu… Bu sefer’im geri döndü ki bana içimden kurtulmam gerektiği adına. Yapabilecekli olmasam gerçekleşmezdi: herşeyi değiştirmek adına arındırıyorum duvarlarımı, ben şarap ile miskincene yıkanmaktayken ada’mın yollarında.

Tüm bunların hepsi benim eserim… Tüm bunları hepsini ben yarattım. Kendime acıları dindirmek, benliğimi daha da yüceltmek için bu hatıraları yapılandırdım.  Kabul ediyorum: Mea culpa, mea culpa, mea maxima culpa!

 

 

 

ferideceydaerdemli©onaltıtemmuz2011


Advertisements

Posted in Müzikal Yazınlar | Leave a Comment »

kürdanlı hicazkar makamı –taksim geçidi–

Posted by pirensesjadijedi on April 29, 2009

TAKSİM 7 dinletiyle okunacak

hezeyanlar ile geçiş dönemi atlatıldı ve gün yüzünü yeni gülen günlere gösterdi… Kaosun içinden turuncu bir dinginlik…

turuncu renkli günün ilk gizemi…

zamanlardan beri ilk turuncu günün esrarlı gizemi…

yeni karada yeni bir günün turuncu esrarı…

pırıltılı bir bahar sabahında inciler damlayan sokaklara atıldım ani bir atiklikle.

her gün yeni bir şey…

her gün yeni biri…

sabahın aydınlı ayazı arabadan iner inmez uyandırdı. arabalar seyrek ama hızlı.

gölgelerin kaldırımdaki izlerine sığındım. daha müzik kulağıma ulaşmadan sohbetler koştu buldu beni eşelerden köşelerden:

‘ Evlat kutsal şey bu meret. Apollon amca da şarap içiyormuş. …’

Gözgöze geldim müzikten önce Apollon amcanın kelamını edenle… Müziğin eşliğinde eriştim gölgeden baharı yakalamış sokaklara.

Everyday there is something new

Everyday there is something new to find…

Ne kadar mutluluk veren bir kelamdır bu yahu…

Ayazdan melteme çalan serinlikte uçarcasına ilerliyorum anadolunun kaldırımlarında: rahatlamışım.

Geçmişin karanlık bir köşesini paylaştığım adam bana: she brings the rain… parçasını söyledi günler önce vapurda. benim yağmur getiren kadın olduğumu imadan öteye götürdü…

işte bu lanete boyun eymedim bu sefer.

çok geçmedi ve

bir lodos oldum sonunda…

ışığı öyle bir kırıyorum ki herşey parlıyor gün içinde. tüm nesneler parlıyor; köşeleri ortaya çıkıyor. bazı insanlar hasta oluyor esişimden; bazılarına yağmur olarak geliyor düşlerim…

… ama bazılarına da parlak bir gün geliyor uykusuz geceler sonunda…

sabırla ve inançla beklemeyi bilene yeni hayatlar eriyor hayatlar içinden… bilemedim nasıl ama oluyor,

hep ve yeniden…

nasıl ki? sanki bedenimden taşan bir hayat var… sıçrıyor karşı tarafa geri dönüyor bana büyüyerekten ve başlıyoruz:

birlikte yaratmaya…

…kendimden geçiyorum…

mutluluğun doruk noktasında gönül telimin en ince noktası titriyor.

… bambaşka bir yerdeyiz: çok güzel ve çok rahat ve kereviz kokusu kadar yoğun bir dünya…

… kalbimin tam ortasından bir ışık fışkırıyor karşımdakinin kalbine…

… daha da daha da daha da yaratalım hadi…

… hep olsun sonsuza kadar sürsün hiç bitmesin…

şimdi başka bir boyuttayız; orada buluştuk: hoşgeldin, hoş da buldum…

tam bu anda:yaşanmış herşey bomboş oluyor. tüm geçmiş diniyor…

geçmiş aşklar, çetrefilli sevişmeler, tekrardan ibaret ilişkiler ve onların yaratıcılarının üzerine bir mertebedeyiz artık.

Orada ben mutlu… Hatta mutluluktan da öte, boyutların en yücesinde…

Kimse dokunmasın. Sadece bir olarak yarattığım ile yanyana olunsun.

Sonsuza kadar.

Gerçek sevgi böylece çıkıyor benden. Karşılıksız, koşulsuz ve parlak. Beklentisiz artık herşey çok ama çok güzel. Herşey berrak.

Hergün yeni bir şey

bulunur yeni bir şey

bulunur yeni bir kişi

ama hangisi tutar yaratılanın yerini?

biri daha varmı yaratacak olan ki?

dost yüzler günün ışığında dostça kelimelerle coşturuyorlar. şimdi yine minibüs ve vapur ve yine taksi ve bi minibüs daha… erişmem gereken yerler gittikçe artıyor…

…ken anadolu toprakları bitti. şimdi bu yakadayım ve gidiyorum hala.

ulaşacağım en son etaba…

… tanıdık huzura…

ben salınırken amacıma doğru bir lodos edasıyla yollarda, şehrin ardışık sokaklarından koşup gelen günün iblisleri var:

‘ilgilerin hepsi bana olsun! hepsi benim olsun! tüm hayat ışığını ben çekeyim ki kimselere ve hatta lodoso da bir şey kalmasın!’

çığlıklar denizdeki sirenler kadar net ve yakında;
çekiştiriyor eteğimi;
bağlamış bedenimi can alacı noktalardan, ötüp duruyor;
enerjimi sömürüyor…

iblisler egoların su yüzünde koşturuyor …
iken…
lodos uçar zeytin evine…
uçarken sevgisini de yanında götürür…

olanlar olduğu ile kalır,
zeytin evine hak edenler varır…

JADI JEDI ’09 ©Nisan/April 2009

Posted in Müzikal Yazınlar | Leave a Comment »

kürdanlı hicazkar makamı

Posted by pirensesjadijedi on April 3, 2009

sole clickle de oku

deniz gemiyi sakince karşı limana taşıdı…

yerler alındı, oturuldu ve yerleşildi. -tek başıma oturuyorum iki kişinin sıkışması gereken koltuklara. –

Yol yine aniden başladı.

Artık ana karadayım. Batıdaki suların kıyısındayım. Suları ve dağları aştım, vadiler arasındayım… Çamlıklar ve zeytinler yükseliyor tepelerin kıvrımlarında…

… ve kıvrılıyoruz yumuşak bir atiklikle vadilerin arasından.

Muavin abi gıcık bana . Millet ben bacaklarımı oynattıkça cık cık ediyor. Arkamda alman gençler ve süregelen sohbetleri varmış.

… tamam muavin abi müziğin sesini kısarım; sen gittikten sonra da açarım…..

rüzgarın hiddetiyle tarlalardaki otlar değişen yeşil renkler yaratıp dönüyormuş gibi görünüyorlar. Yol kıvrılıyor vadilerin yamacından. Elegan bir atiklikle… Hop bir köprü üstündeyiz, hop bir köprü altındayız… Bir daha kıvrılınca suyun kıyılarındayız.

solo io, solo tu…

gelecekte bir daha görsek birbirimizi sardenya kıyılarında nasıl olurdu? hani evinde… olsun kız arkadaşın da yanında. ben daha güzelim.
bir de yetenekli,
bir de akıllı,
bir de iyi…
bir de ben seni geçekten severim. sahici olandan.

Hatırlatırım belki sana niye beni seçemeyecek kadar basiretsiz olduğunu sana bir şans daha vererek. Verandanızda annenin aloa veralı smoothielerinden içiyor olurduk o vakit. İçinde bir kadeh kırmızı şarap olanlarından. Bir de koylardan birinden şarhoşken itiraf etsek tüm sakladıklarımızı nasıl olurdu? Kesinlikle yakamoz olmalı…

Balık… Evet kesinlikle birlikte balığa da giderdik.

Ya da gel benim adama. Burası da çok güzel… Zeytin evinde otururduk o vakitte. Güzel bir sofra var olurdu ağaçların altında. Yemek yerken zeytin düşerdi tabağımıza. Zetin piş tabağıma düş. Birçok insan var. Gülüyoruz. Mutluyuz. Sahtekarlık yok. Can acıtmak yok. Sevgiden oluşan dört tarafı zeytinlerle çevrili cennetten bir köşe. Hani o evime ve aileme getirdiğin yalan ve sahteliklerin ötesinde bir düzlemde buluşmuşuz… Acaba nasıl olurdu bu boyutta karşılaşsak? Geçmiş bitmiş olsa ve bugün başlasa mesela…

Sole?

Tarlalarda ayçiçekleri yeni başlamış sarı sarı güneşi aramaya. Öğlen uykusundan yeni uyanmış anaokul çocukları gibi şaşkınlar. Çok komik görünüyorlar: nerde? nerde? güneş nerdesin? nerde? nerde? Kafaları her yönü gösteriyor şaşkınca.

sadece ben, sadece sen
sadece ben, sadece sen
sadece ben, sadece sen
sadece ben, sadece sen

değil ki

hiç olmadı ki…
hiç olamadık ki…

zehirler var geçmişte. silmek istiyorum. gitsinler bitsinler… yeni bahalar ve yazlar var. onlara bir hazırlık yapmalı. ama ya gelmelisin ya da tamamen gitmelisin. ”bir gün karşılaşırsak ne olacak?” sorusunu kafadan atmadıkça da bu olmayacak. Hortlayıp duracaksın…

solo? sole?

hangisi acaba?

bu yollar Eger’e ne kadar benziyor. Şaşkın ayçiçekleri ve bağlarla… Bir de kırmızı sivri damlar var. Sonra balkonlardaki sardunyalar…

Domates salçası tenekeleri…

Babaannemin fesleğen ekilmiş bezelye tenekeleri. Ne güzeldi… Babaannem de ne güzeldi. Evin serinliği mahmur bir koku bırakırdı. Tel dolapta şehir gazozu vardı. Sonra damda incirler. Babaannemin beyaz bir kokusu vardı. Belki de çok beyaz bir teni olduğu için hep onun kokusunun da beyaz olduğunu düşünürdüm. Gıcırdayan tahta yerler. Loş ışık altında üstünde mavi kareli örtü olan singer dikiş makinası. İçindekiler hep ilgimi çok çektiler.

Ha bir de limon ağacının altındaki aile sofrası. Hep çok mutlu göründüklerine mutlu olurdum. Uyumaz yataktan kaçar izlerdim merdivenin üzerinden şen şakrak rakı masasını.

Annem ve babamın o mutlu tablonun ardından neden sonradan mutsuz ve kötü konuştuklarına ise hiç anlam veremezdim. Oysa nasıl mutluydular. Yalan yapıyorlarmış demek. Belki de mutluluk sadece görüntüdedir. Gerçek mutluluk yoktur. Belki de annemler mutlu olmayı bilmiyor? Bu işte bir bit yeniği var ama nedir?

Ha oturma odasının yer tahtalarından birinde delik vardı. Alttaki o esrarengiz odanın bir bölümünü görebiliyordum. İçerde ne vardı ki acaba? Kırmızı küçük valizi görmeyi başarmıştım ancak.

sole…

kesinlikle seçtiğim sole!

neden olmasın ki? yarın beklenmedik olsun. hergün yeni bir sürpriz olsun hayatta.

hadi turuncu gün bugün ve yarın olsun ve sonra bi daha olsun…!

… yok çay alıyım bir de çikolatalı top kek…

otobana girdik bile… acaba buraları nereleri? birazdan garaja gireriz… hadi bakalım!

… evet kolonya istiyorum bir de kolonyağı istiyorum…

tırlar tırlar tırlar; inci gibi sıralanmışlar. garaja az var.

aklım turuncu günde kaldı yine.

JADI JEDI ’09 ©Nisan/April 2009

Posted in Müzikal Yazınlar | Leave a Comment »